ÖYKÜLERLE TÜRKÜLER Türkülerle

DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ
Türkülerle Taşköprü için tıklayınız

Bu bölüm Kastamonu bölgesi için en zengin unsurlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Halk edebiyatı serisinin en zengin ve bölgesel olanını yine bu çevrede bulmak mümkündür. Türküleri Şu bölümlere ayırabiliriz;

      A-    Ağır oyun türküleri B-    Kahramanlık türküleri  C-    Asker türküleri  D-    Aile türküleri   E-     Düğün türküleri

F-     Kaynana türküleri  G-    Hapishane türküleri  

A-    Ağır oyun türkülerinden (Sepetcioğlu) bölgesel bünyede en çok sevilen türküler arasındadır. Hareketi ağIr oyun türküsü konusu ise kahramanlık olarak belirlenir. Bu türkünün meydana gelişine sebep olan olayı şöyle özetleyebiliriz.

       Günün birinde Araç ilçesinin Boyalı Bucağında Sepetçioğlu Osman isminde bir genç, nüfuslu bir ailenin kızına aşık olur. İkinci Murat devrinde, Anadolu isyan edenlerle tedirgin bir halde iken Osman sevgilisini kaçırarak Araç’dan uzaklaşır. Babası olayı hemen ilgili kuruluşlara haber vererek kızının ve aşığının yakalanmasını ister. Harekete geçen zabıta çekişmeli bir mücadeleden sonra Osmanı’da yaralayarak kızı da isyancılardandır diye yakalayıp Kastamonu Hapishanesine koyarlar. Kısa bir müddet sonra Osman iyileşerek kendi gibi birkaç yiğitle beraber hapishaneyi basarlar ve sevgilisini kaçırmaya muvaffak olur. Aşığı ile beraber kışla yolunu tutan Osman, tekrar yakalanarak, İstanbul’a gönderilir. Padişah Osman’ı affederek bu sırada Kastamonu bölgesinde isyan hareketi başlayan Tahmisçioğlu’nun  kuvvetlerine karşı isyanı bastırmak üzere gönderir.

       Büyük Kurtarıcı Mustafa Kemal 29 Ağustos 1925 yılının akşamı bu oyun oynanırken hislenerek efelere refakat etmiştir.

Sepetçioğlu 'NUN BAŞKA BİR AĞIZDAN ÖYKÜSÜ


Sepetçioğlu bir ananın kuzusu,
Hiç gitmiyor kollarımın sızısı,
Böyleyimiş alnımızın yazısı
Yassıl dağlar yassıl aman,
Osman Efem geliyor vay vay!

Osman Efe de, Osman Efe ha!.. Halkın gönlünde umut, yüreğinde sevgi. Zalimler, halk düşmanları derseniz, köşe bucak peşinde Osman Efe’nin. Yüreklerinde bir korku ki, uykuları bölünüyor geceleri. Derebeyi’nin dilinde Osman Efe’nin adı “Şu Sepetçioğlu denen eşkiyayı yakalayanı altınlara boğarım. Ölüsünü, ya da dirisini getirene bağlar, bahçeler vereceğim” diyor. Neden ki derseniz, diyelim. Sepetçioğlu Osman Efe mert. Bileğine güçlü, yüreğine sağlam.

Kastamonu’nun Araç ilçesinin Yukarı Avşar köyünden. Babasının bir karış toprağı yok. Köylük yerde topraksızlık kötü. El eline muhtaç eder topraksızlık. Muhtaç eder ki, gündelik işler karın doyurmaz. Eli görür, cebi görmez insanın. Osman’ın babası da öyle. N’apsın? Ek bir gelir gerek. Sepet yapıp satıyor. Hani çok bir şey kazanmıyor ama, geçinip gidiyorlar. Babasının ölümünden sonra Osman güç durumlara düşüyor. Geçim sıkıntısı çekiyor. Köyü terketmek zorunda kalıyor sonunda. Varıp Kastamonu’ya yerleşiyor. Baba mesleği sepetçiliği de iş ediniyor kendisine. Zaten bir anası, bir kendi. Geçinip gidiyorlar. Kollu sepet, ekmek selesi, küfe, çeşit çeşit. Küçüklü büyüklü. Günde birkaç tane yapıp satıyor. Bir de şu var ki, devir çok eski. Anadolu beylerin elinde. Her beylik kendi bölgesinde yaşayanlardan sorumlu. Yani ki, onların kazancını beylikler vergiliyor. Beyin emrinde sipahiler. Köy köy; kent kent dolaşıp kazançlarının bir kısmını topluyor. Ama öyle bir toplayış ki, düşman başına. Sipahilerin dediği dedik, çaldığı düdük. Varıyorlar harmanın başına “Bu harmandan elli gülek buğday ayırın aşar olarak” diyorlar. O kadar. çiftçinin eli kolu bağlı. Harmandan elli gülek buğday çıkar mı, çıkmaz mı. Belli değil. Çıkarsa geriye ne kalır. Kışın çoluk çocuk ne yer. Soran yok. Ya gelecek yılın tohumluğu? Sipahiler zalim! Gaddar! Şundan ki, sırtları kalın sipahilerin. İlk güvenceleri “Bey” sipahilerin. Sonra “Beylerbeyi”. Sonra da “Padişah”. Padişah açıyor ağzını “Şunca buğday, şunca arpa. Şunca deve gerekli bana” diyor. O kadar! Emri beylerbeyi alıyor, bey’e iletiyor. Bey de sipahilere. Ha, bir de “mültezim” denilen gelir toplayıcılar var. Filan köyün tüm gelirini kabala alıyor. Yani, bey istediği öşrü bildiriyor. Diyelim ki bey köyden yüz çuval pirinç istiyor. Bunu mültezim köylüden topluyor. Ayrıca kendisi için de ek yapıyor buna. Artık insafına kalmış. Ne kadar pay isterse onu da ekleyip varıp köylüye bildiriyor. “Ürününüzden şuncasını öşür olarak istiyorum. Filan yere getirip teslim edeceksiniz.” O kadar! Kim ki istenileni vermedi, ferman padişahtan. İnsaf sipahiden.
İşte Sepetçioğlu’nun yaşadığı devir, bu devir. Sepetçioğlu’nun yaşadığı beylik de İsfendiyaroğulları Beyliği. İsfendiyaroğlu Hamza Bey’de din-iman kıt! İnsaf vicdan hak getire! Öşrü artırdıkça artırıyor. Köylü bir deri bir kemik. Umurunda değil beyin. Durmadan daha çok vergi alınması için emir yağdırıyor. Sepetçioğlu o zamanlar daha “efe” değil. Osman diyor herkes! “Sepetçioğlu Osman”.

Günlerden bir gün, dükkanında sepet örüyor Osman. Kapı tekmeyle açılıyor. “Hamza Bey’in emridir. Hafta sonuna kadar yüz tane sepet vereceksin öşür olarak. Ellisi sele, ellisi kulplu olsun”. Tak kapı sipahiler dışarda. Sepetçioğlu almış başını ellerinin arasına. Başlamış hesaplamaya. Günde iki sepet örse, hafta sonuna kadar oniki sepet yapar. Eldekileri de eklese, elli sepeti geçmez. Bunların tümünü verirse neyle geçinecek. Üstelik düğün hazırlığı var. Üçbeş kuruş bir kenara atmak gerek. Varıp anasına açmış durumu. Anası tasalı. “Oğlum sana kötülük yaparlar. Ne yapıp yap, istediklerini yerine getir. Baban rahmetli de çok çektiydi. Sepetleri yetiremeyince yollarda çalıştırdılar. Ev yapımında iş verdiler. Sen sen ol, çekin Osmanlı’dan. İstediklerini yetir. Yoksa iyi olmaz”. Olmazı belli. Ya çaresi? Ne yapsın Osman. Varıp komşu sepetçilerden ödünç sepet istese kim verir. Hepsi aynı durumda. Çaresiz Osman. Gözlerinde uykular kaçık. Hafta sonunu iple çekiyor. “Gelsinler. Durumu anlatırım. Nişanlıyım. Yakında düğünüm olacak. Biraz anlayış gösterin bana derim. Bunlar da insan. Canımı alacak değiller ya! Olanı alır giderler” diyor. İyi. Hoş! Ama evdeki Pazar çarşıya uymuyor. Hafta sonu gelip de sipahiler kapıya dayanınca işler karışıyor. “Vay efendim vay! Nişanlıymış da para gerekliymiş. Öküzün yamacına koşul da aklın başına gelsin. Gör bakalım, yol yapmak mı kolay yoksa sepet mi?” Osman’ın cevap vermesine kalmadan iki kişi yakalamış kollarından. Sürüye sürüye atın terkisine bağlamışlar. Sürmüşler atları doğru Bey’in huzuruna. Daha bir dolu adam bekliyor kapıda. Kiminin üstü başı lime lime, kiminin gözü yaşlı. Osman da girmiş aralarına. Girmiş ya, alıp veriyor, alıp veriyor. Çok geçmeden Bey görünmüş. Elinde nar çubuğu. Sıradan girmiş. “Demek emirlere karşı durursunuz. Canınız ucuz sizin. Keyfiniz bilir. Alın bunları yol yapımına koşun.” O kadar! Bey buyurur, beycik vurur. Adamlar sıra sıra dizilir yollara. Osman’ın içi içine sığmıyor. Osman tetikte. Osman yolun kuytusunu kolluyor. Sonra süzülüveriyor karanlıklara. Ver elini Kastamonu. İlkin anasına varıyor. Durumu sergiliyor. “Böyleyken böyle. Canımı zor kurtardım. Bu işin oluru yok. Sizi size bırakıyorum. Ben bu işi Bey’in yanına koymayacağım. Onca zavallı adamın ahını alacağım Bey’den”. Anası ürkek, “Oğul beyle yarışa çıkılmaz. Kolu uzundur Bey’in. Sağ komaz seni. Kapısında kulu çok. Baş edemezsin” diyorsa da Osman kararlı. “Görsünler el mi yaman Bey mi! Dinsizin hakkından imansız gelir. Yanına koymam bunu. Sen benim baba yadigarı tüfeğimi ver. Nişanlıma da gözkulak ol” deyip atlamış atına. Doğruca nişanlısının evine. Nişanlısı da yürekli kız. Üstelemiyor hiç.
Osman düşüyor yollara. Varıp Bey’in konağına ulaşıyor. Pusu kuruyor. İsfendiyaroğlu Hamza Bey de at sırtında gezintiye çıkıyor çok geçmeden. Sözün kısası, Sepetçioğlu Osman, hakkından geliyor Bey’in. Sonda da atını mahmuzlayıp Gülpü Dağına sığınıyor. Gaddar Bey’in ölümünü duyan halk sevinç içinde. Dilden dile anlatıyorlar Sepetçioğlu’nu. Bundan böyle de adını, “Sepetçioğlu Osman Efe”yapıyorlar. çokluk da Sepetçioğlu deyip kısadan kesiyor.

Bey öldü diye, beylik dağılmıyor elbet. Hamza Bey’in oğlu Rüstem Bey alıyor beylik sırasını. Babasından daha gaddar Rüstem Bey. Halkı daha çok eziyor. Bir tek Sepetçioğlu karşı duruyor Rüstem Bey’in buyruklarına. Buyruğa buyrukla karşı koyuyor üstelik. Rüstem Bey, öşrün oranını artırınca o da buyrukluyor : “Filan gün, filan saatte, falan yere şu kadar baş koyun getirin.” O kadar! Koyunlar gelirse gelir; yoksa Bey’in adamlarından bir kaçı gider. Gidecek adamları da iyi seçiyor Sepetçioğlu. En gaddarlarını, halka en çok eziyet edenini seçiyor sipahilerin.

Bey’de bir telaş. Atlılar çıkarıyor Gülpü Dağına. Boş. Halk seviniyor. Sepetçioğlu’nun adı dillerde. Herkes elinden gelen yardımı geri komuyor. Aç-susuz bırakmıyor Sepetçioğlu’nu. Bey bakıyor bu işin oluru yok. İşi kurnazlığa döküyor. Sepetçioğlu’nun anasıyla nişanlısını yakalatıp getirtiyor konağına. Sonra da haber salıyor Sepetçioğlu’na : “Ya gelir teslim olur, ya da anasıyla nişanlısını boğdururum.” Sepetçioğlu durumu öğrenince bir gece baskın yapıyor Rüstem Bey’in konağına. Anasıyla nişanlısını alıp kaçıyor. Kimi, “Beyin adamlarının arasında Sepetçioğlu’nu tutanlar vardı, onlar yardım etti” diyor; kimi, “Sepetçioğlu çatal yürekli. Bir nara atmış ki yerler yerinden oynamış. Kimsenin kılı kıpırdamamış” diyor.

Sözün özü, Sepetçioğlu, anasıyla nişanlısını da alıp Gülpü Dağına çıkmış yeniden. Adı daha da büyümüş. Halk daha tutar olmuş. Beyin yüreği korkulu. Öşürü, eziyeti bırakıp bir tek Sepetçioğlu’nun peşine takmış adamlarını. Sepetçioğlu derseniz üç can. Anasıyla nişanlısı da yardımdan çok yük oluyarlar ona. Sipahilerin yaklaşma haberini duyunca yer değiştiriyorlar. Gün oluyor aç-susuz, saatlerce yürüyorlar. Anası derseniz yaşlı. Yola dayanamıyor. Teslim olmayı da istemiyor. Biliyor ki Rüstem Bey sağ komaz bu kez. Derken sipahilerin tuzağına düşüyorlar birgün. Sepetçioğlu, aslanlar gibi döğüşüyor. Nişanlısı da öyle. Ama anası; anası yürüyemiyor gayrı. Vuruşa vuruşa geri çekiliyorlar. Ama, uzun sürmüyor bu. Sipahiler dağın tepesini dolanıp arkadan sarıyorlar. Daha çok dayanamıyor Sepetçioğlu.

Üçünün ölüsünü şenlikle şehire getiriyor sipahiler. Günlerce yiyip içip keyfediyorlar. Halk geriden geriden izliyor bu şenlikleri. Bir de türkü yakıyorlar Sepetçioğlu için. Alıp Sepetçioğlu’nun tüm yiğitliğini koyuyorlar bu türküye...

Yaslan Sepetçioğlu yaslan,
Laleli çimenli dağlara yaslan,
Analar doğurmaz sen gibi aslan,
Yassıl dağlar yassıl, Osman Efem geliyor aman!
Yassılsın dağlar ya! Yassılsın ki Osman Efe geçsin. Osman Efe’yi asırlar ötesinden bugüne getirmek olanaksız elbette. Ama türküsü var ya!

Kaynak:
Yaşar Özürküt 
Öyküleriyle Türküler -3 
İstanbul-2002

       Ufak tefek değişikliklerle elimize kadar gelen oyunun sözleri şöyledir :

Sepetçioğlu bir ananın kuzusu
Hiç gitmiyor yüreğimden efem de sızusu vay vay
Böyleymiş alnımızın yazısu
Yasıl dağlar yasıl aslan efem de geliyor haydah,
Gidelim kışla önüne aşağı
Salıvermiş ince belden efem kuşağı vay vay
Yaman olur Kastamonu Uşşağı
Yol verin efem dumanlı dağlar oy…
Yaslan Sepetcioğlu dağlara yaslan
Analar doğurmaz senin gibi aslan
Yaslan Sepetcioğlu dağlara yaslan
Laleli çimenli dağlara yaslan
Analar dogurmaz senin gibi aslan
Eğil dağlar eğil efemde geliyor haydah
Seslen Sepetcioğlu efece seslen
Laleli çimenli dağlara yaslan
Analar doğurmaz senin gibi aslan
Yasıl dağlar yasıl Osman Efem de geliyor vay vay
Silindi mi meşrebenin kalayı
Bozuldu mu yiğitlerin alayı
Yaslan Sepetcioğlu dağlara yaslan
Analar doğurmaz senin gibi aslan
Boynunda bıkağı geliyor Osman
Elinde kelepçe geliyor aslan
Zincire vurulmuş geliyor aslan
Eğil Dağlar eğil Osman Efem de geliyor haydah.

      Aynı gruba giren diğer türküler,

     Çırdak,Kemiksiz,Beyler bahçesi,karanfil,topal koşma, üç güzel, aşağı imaret Zeybek, hoppala zeybek, saray çeşmesi vs.

ORMANCI

Akçakese, Taşköprü ilçesine bağlı yedi mahalleden oluşan bir köy. Tümüyle ormanlarla çevrili bir yerleşim birimi. Türkünün anlatılan hikâyesi:

Günün birinde köye bir ormancı gelir. Ormancı, köye yerleşen ilk yabancıdır. Evlidir ormancı. Köylülerle dostlukları, komşulukları olduğu gibi, zaman zaman onlarla çelişkiye de düşer. Çünkü köylü, hayvanını ormandan beslemekte, yakacağını ormandan temin etmektedir. Yapraklı meşe dalları ile hem hayvanların kışlık yiyeceğini hem de kendi yakacaklarını ormandan kesmektedirler. Bu durum, ormana zarar verdiği için ormancı ile köylüyü karşı karşıya getirir.

Evli olan ormancı, köyde güzel bir kızla gönül bağı kurar. Ancak bu bağ köylülerce sezilir ve hoş karşılanmaz. Dostları, ormancıyı uyarırlar... Ormancı, aldırmaz ve ilişkisine devam eder. İlişkiyi öğrenen kızın yakınları, bunu namuslarına bir leke sayarak ormancıyı pusuya düşürüp öldürmek isterler. Olaydan yaralı olarak kurtulan ormancı köyü terk eder. Olay, türküye konu olur. Düğün ve semet törenlerinde söylenir.

Sabah güneşi doğdu
Çay başına başına
Bir heybe saman takın
Ormancının atına
            Aman ormancı, canım ormancı
           Köyümüze bıraktın yoktan bir acı.

İki tabak makarna
Şu karşıdan bakarla
Demedim mi ormancım
Sana türkü yakarla

       Aman ormancı, canım ormancı
      Köyümüze bıraktın yoktan bir acı.

At bağladım belmeye
Yine mi geldin görmeye
Ne yüzün var ormancı
Bizim köye gelmeye

       Aman ormancı, canım ormancı
      Köyümüze bıraktın yoktan bir acı.

Darı toplarım darı
Ağlarım zarı zarı
Ormancımı vuranlar
Eşkiyanın kıralı

       Aman ormancı, canım ormancı
      Köyümüze bıraktın yoktan bir acı

 

DANACI

Eski bir cezaevi türküsüdür. Yaptığından pişmanlık duyan, cezaevinin çekilmez çilesinden bıkan bir yükümlünün feryatlarıdır. Türkünün sözleri, Danacı Pehlivan sazını eline alıp başından geçenleri dile getirdiğinde, cezaevinin etrafında oturanların, yada bu civardan geçenlerin ağladığı söylenir.

Kastamonu halife Kuyucağı Köyü’nde mahalli bir güreşçi, Danacı. Güreş yapan amcasından heveslenmişti güreş yapmağa. On iki yaşında Camili Köy’de yapılan bir güreşte ilk soyunmuştu. Güreş ustaları: “Bu oğlanda iş var, gelecekte gıyak güreşçi olur” notunu vermişlerdi. O günden sonra çevrede güreş olan her yerde Danacı da bulunuyordu. Tuttuğunu el-ense yere yatırıveriyordu.

Ona, Danacı lâkabı da  küçük yaşta takılmıştı. Ama nasıl, neden böyle dendiğini bilen yok.

Güreş karın doyurmaz ya. Bizim danacı, köylerinin hemen yanında küçüksu’da yapılan abaları (toprak kap-çömlek) büyük sepetin içine saman- ot koyarak itina ile akşamdan yerleştirir. Bu, onun bir haftalık yolculuğunun hazırlıklarıdır. Sabahın ışıkları ile gözünü açan Danacı, taze gelinin hazırladığı tarhana çorbasını yudumlayıp “ya bismillah” deyip, iki sepeti (küfeyi) yükleyip deh der atına. Niyeti üç aydır gitmediği Taşköprü- Boyabat yönüne...   

Taşköprü’yü geçtikten sonra uzaktan bir davul sesi duyar. İçi kıpır kıpır olur. “Düğündür herhalde” deyip, sesin geldiği tarafa yönelir. Bir de ne görsün tam istediği. Yemyeşil harman, güreşçiler meydanda peşrev çekiyor. Millet yığılmış, heyecanla başlamak üzere olan güreşi bekliyor.

Danacı’yı tanıyan birisi hemen yaklaşıp, “sen de soyun” der. Zaten niyetli olan Danacı, atını bir kenara bağlayıp deste birinciliğinin ilan edilmesini bekler. Güreşi kolayca alır. Küçük ortaya çıkan iki pehlivanı da yener. Büyük ortada da aynı başarıyı gösterir. Gözler, atla gelen caba satıcısına çevrilmiştir. Baş altını da alışından sonra, onun bir cabacı değil; iyi bir güreşçi olduğu anlaşılır.

Sıra başpehlivanlığa gelmiştir. Ama nerde, her güreşte tuttuğunu kazıkla saniyede tuş eden köyün güreşçisini yenecek. Zaten güreş icadını çevreye o tanıtmıştı. İriyarı, çam yarması gibi bir adam. Bıyıklarına adam assan idam eder. Herkes, onun Cabacı’nın hakkından geleceğine inanmaktadır. Herkes, köylüsü tarafı. Cabacı’ya hak tanıyan, ihtimal veren yok.

Danacı, başaltı için meydana çıkınca “Ben cabacı değil, Danacı’yım” deyip bacağındaki beyaz donu indirince; sırma işleme kispet ortaya çıkar. O zaman gerçek bir güreşçinin köylüleri ile güreşeceği anlaşılır. Cazgırın salavatlanmasının ardından Danacı, atlayarak gezinirken arada bir nara atmaktadır. Davul sesleri arasında birbirlerine girerler. Danacı bir ara alta düşer. Kimse nasıl olduğunu bilemedi. Ani bir hareketle ayağa kalkıp rakibinin kolunu yakalayıverdi. “Çat” sesi ve ardından “anam” nağrası ortalığı inletti. Rakibinin kolunun geriye doğru kıvrıldığını görenler Danacı’nın üzerine gittiler. Saldıranlara karşı tek başına mücadele edip, kaçmayı denedi. Nafile. Atının heybesindeki kamayı çekip fırıl fırıl döndü. Gözleri kararmıştı. Vurduğunu düşürüyor, kamayı önüne gelene saplıyordu. Bir aralık, yerde dört-beş kişinin yattığını fark etti. Herkes geri çekilmişti. Atının sırtındaki küfelerin iplerini kesip atına atladı ve uzaklaştı.

 İki kişiyi öldürmek, üç kişiyi ağır yaralamaktan yargılanan Danacı’nın, idamına karar verildi.

Lâkabım Danacı ismim pehlivan
Bana acısınlar gâvur müslüman
Efendim efendim şunda nem kaldı
Urganım yağlandı üç günüm kaldı

Elimde kelepçe yüzüm peçeli
Zaptiyeler durmuş iki geçeli
Hapishanede yakarlar kara kömürü
Mevlâm size versin uzun ömürü

Kaynak Kişi:

Adı soyadı: Emine Bekdemir.
Doğum yeri ve tarihi: Beyköyü, (1937).
Mesleği: Ev hanımı.
Tahsili: Okuma-yazması yok.
Derleyen: Ahmet Bekdemir.

KUMA

Bu türkünün hikâyesi Taşköprü’ye bağlı Bey Köyü’nde geçmektedir. Emine, ailenin dört çocuğundan biridir. Daha dokuz yaşındadır.

Emine’nin babası bir gün karısının üzerine bir kuma almaya karar verir ve eve bir kadın getirir. Emine’nin annesi bu duruma çok üzülür ve yatağa düşer. Emine de bu duruma çok üzülmektedir. Artık ailenin huzuru bozulmuştur. Emine, üzüntüsünü dile getirmek için gece gündüz ağlayarak bir türkü yakar. Bu türküsünü yatağa düşen annesine okur. Annesi de, türküyü babasına okumasını ister.

Emine, hemen gider ve babasının önünde bu türküyü okur. Bunun üzerine babasının da yüreği yumuşar ve ağlamaya başar. Onlara çektirdiklerinden dolayı üzülür ve eve getirdiği kumayı bırakır.

 Belinezi’niñ çayları da çağlasın
Hiç durmasın anam otusun da ağlasın
Anam bizi Fadim’imiz eylesin

          Ay Allah’ım ne diyelim duralım  
         Anam buna nasıl çare bulalım

 Evimizin öñü bakacak
Dört yavruña şindi kimle bakacak
Yavrularıñ güccükden boynu buruk galacak

          Ay Allah’ım ne diyelim duralım
         Anam buna nasıl çare bulalım

 A bubam entireñde gök müydü
Hiç göğsünde din iman da yok muydu
Dört uşağıñ içine saña kürd gızı hak mıydı

          Ay Allah’ım ne diyelim duralım
         Anam buna nasıl çare bulalım

 Ne uzunumuş şu Sökü’nüñ düzleri
Gırılmışdu sala sala dizleri
Yakdı seni şu gahbeniñ sözleri

                  Ay Allah’ım ne diyelim duralım
                 Anam buna nasıl çare bulalım

 

Türkü Adı Kaynak & Mahlas Yöre
Ali'm Gitme Pazara 2 Yorgansız Hakkı Kastamonu
Ayvalı'da Kuru Kavak Anonim Kastamonu
Beyler Bahçesinden Atlayamadım Sarı Recep Kastamonu
Birini De Yavrum Birini Sarı Recep Kastamonu
Çanakkale İçinde 1 İhsan Ozanoğlu Kastamonu
Çıbık Lülesin Bulmuş Anonim Kastamonu
Çifte Çıkar Martinimin Dumanı Sarı Recep Kastamonu
Evlerine Varamadım Arımdan Anonim Kastamonu
Gara Goyun Yayılır Hakkı Bayraktar Kastamonu
Gardiyan İhsan Ozanoğlu Kastamonu
Gır Çeşmeden Sular İçtim Yunus Sancaktaroğlu Kastamonu
Haydindi Kirtmenin Kızı İhsan Ozanoğlu Kastamonu
Hozurdayor Aşağı İmaret Arısı Hakkı Bayraktar Kastamonu
Ilgaz'a Gittik Tazu'ya İhsan Ozanoğlu Kastamonu
İndim Dere Beklerim Şaziye Yılmaz Kastamonu
Kaleden İniş Mi Olur 4 Mustafa Çam Kastamonu
Karanfilim Dağ Başında Selami Aras Kastamonu
Kız Bahçende Gül Var Mı Yılmaz Arsoy Kastamonu
Mapushane Çeşmesi İhsan Ozanoğlu Kastamonu
Sana Öğreteyim (Topal Koşma) Aşık Mümin Meyrani Kastamonu
Sepetçioğlu Mümin Meydani Kastamonu
Şu Cide'nin Çeşmesi Sarı Recep Kastamonu
Taşköprü'nün Yolları İhsan Ozanoğlu Kastamonu
Üç Güzel Oturmuş İskambil Oynar Sarı Recep Kastamonu
Varın Bakın (Gövcüoğlu) Yorgansız Hakkı Kastamonu
Yaş Nane Kuru Nane Avni Özbenli Kastamonu
 
               

Webmasterim.Com