|
Derleyen: Necati DOĞANÇ*Aaba : 1. abla; 2. kalın kumaş palto abanmak : bir şeyin üzerine kapanmak, yüklenmek abdeslik : el ayak yıkama yeri abey : ağabey abuksapuk : saçma sapan acı : ekşi acuk : yabani elma cinsi meyve âcuk : azcık adak : bir dileğin yerine getirilmesi için allah’a adanan kurban vb.şeyler adamluklu : hatır sayan , saygıda kusur etmeyen afur : ahırlarda hayvanlara yem konulan yüksek yer ağıl : davar ahırı ağırbasma : uykusu gelme ağızlık : su yolu kavşağı ağmak :1.eğilerek yayılmak, 2.tırmanmak ağnamak : anlamak ağnamıyo : anlamıyor ağnanmak : yatıp yuvarlanmak ağrı : doğru akça : beyaz ,ak akıldene-akıldane : akıl veren , yerine göre ükela alabele : karışık renkli alaf : ateş,hayvan yiyeceği alaflamak : 1.ateşlemek , 2.silahı ateşlemek, 3.hayvana ot saman vb yiyecek verme alagarga : 1. saksağan, 2.iddiaya giren iki kişinin arasında üçüncü kişinin faydalanması alak : tarla ,bahçe içinde ki tahtadan yapılmış kulübe alarmak : yüzün kızarması,kızarmak alaş : daha çok beyazı olan karışık renk alaz : hafif ateş alber : getir alma : elma altıparmak : boyuna kalın çizgili üçetek,saman atmaya yarayan büyük yaba amaskene : erik çeşidi (köçekli yöresi) amel : ishal amıca : amca amrukmak : heveslenmek, imrenmek anaç : işin kurnazlığı yönünde usta olan anadut : üç parmaklı deste atmaya ,sap toplamaya yarayan araç anca : ancak añız : ekin biçildikten sonra köke yakın kalan kısım anteri : gömlek apaz-hapaz : avuç içi, avuç apışmak : şaşırmak ardılmak : yaslanmak ,tutunmak arık : tarla içinde pulluk yada kürekle yapılan bölümler arkalayı : gıyaben ,arkasından artuk : sofrada yada yendikten sonra kalan yiyecek artığı aşermek-aşyermek : kadıların hamileliklerinin ilk aylarında değişik yiyecekleri istemesi aşlak : elma ağacı fidanı, fidan avanak otu : sigara avara : boş,işsiz güçsüz,avare avkuru : yanlamasına avlu-havlu : evlerin altındaki boşluk avu-ağu : zehir avuz : yavrulamış ineğin ilk sütünden yapılan tatlı ayaklık:sokak kapısı eşiği,ayakkabılık ayaksınmak: zahmet etmek ayakyolu: hela ayana: ay anne,ay ana ayanguru: ayakta kendiliğinden kurumuş ağaç ayaz:soğuk rüzgar aydaş: zayıf ,cılız çocuk aymak: kendine gelmek ,sonradan hatırlamak ayruk:bir çeşit ot azarmuk: azarlama işi azık:çobanların yada yola gidenlerin sırtlarına sardıkları yiyecek azınsımak:az bulmak
B badı: kaz bağır: göğüs bakacak: ahşap köy evlerinin salonlarında penceresiz ,camsız sokağa bakılan yeri bakraç: su taşınan kova ,helkek bandumak: bandırmak ,batırmak banmak: ekmek batırıp yemek batya: hamur teknesi beh:peşinat ,kaparo behlemek: bekitmek: kapatmak beklik: kabızlık bel: bahçe ve tarlada toprağı karıştırmak için kullanılan kalın kürek belemek: bebeği beşiğe yatırıp bağlamak belenmek: yerde yuvarlanmak,üst başın toz toprak olması belleme: at ve eşeklerin sırtına eğer ve semer altına konulan keçe belleme: toprağı kürekle alt üst etme bellü: bilinen,belli belürsüz: bilinmeyen,belirsiz beñilemek: aniden ürkmek beñiş:dişi domuz beya: bayağı,oldukça beygir: at beynamaz: namaz kılmayan bezmek: bıkmak bıcıkı: birazcık bıcımık: minnacık ,ufacık bıdıkı: küçük bıldır: evvelki yıl bınak: hafızası zayıflamış bıtırak: diken bızlacı-bızalacı: büyük başlarda hamile hayvan bızlamak: ineğin yavru yapması biki:bazı bildük: bildik,tanıdık biliş: tanış binek: binilecek hayvan bisleğeç-bisleeç: sac üstünde ekmek çevirmeye yarayan alet boğce: bugece boğez: bu kez ,bu sefer boğsuluk:çatı ile tavan arasında kalan boşluk boğür: belin yan tarafı borana:sarımsaklı yoğurt ve yağda yapılan yumurtanın karışımıyla yapılan yemek bostan: mısır,fasulye,sebze tarlası boyna: devamlı,sürekli boyunduruk: öküz ve mandaların koşumuna yarayan araç boz: sürülmemiş tarla bozgavuran: hıdrellez’ den sonra olan ,sebzeleri yakıp kavuran soğuk böğürmek:bağırmak börtdümek: haşlamak börtüböcü: haşere böyböy: büyük anne ,babaanne buba: baba bulgurşak: küçük taneli dolu buymak: çok üşümek buzlacı: doğum yapacak hayvan büber: biber bükelek: sıcak havalarda ,sinek yüzünden hayvanların kaçması büñek: buzağıların annelerini emmesini engelleyen dikenli ağızlık bürlemek: kapatmak ,örtmek ,sarıp sarmalamak büşümek : pişirmek büşüdüm: pişirdim
C caba: topraktan yapılmış içinde yemek pişirilen kap calay: sağır ,dilsiz cam: pencere care: sigara cazu: cadı cedelleşmek: mücadele etmek,münakaşa etmek cenber-çenber: kadın baş örtüsü cıbır: tüysüz, gelişmemiş,cılız cıbırga: cevizi ağaçtan indirmek için kullanılan ince uzun sırık cıkgada-cıtgada: azıcık cılaz: cılız cılıgan: oyun bozan cılımak: oyun bozmak,sözünde durmamak cıpcıbır: çırıl çıplak ,üzerinde hiçbir şeyi olmayan cırlamak: ötmek ,lüzumsuz yere konuşmak cırmık: tırnakla yapılan iz cırmıklamak:tırnaklamak cırtlak:lüzumsuz yere ,ilgisi olmayan yerde konuşan cıscıvlak: çıplak, tüysüz cızlamak: ürpermek cice: hala cimcüklemek: çimdiklemek cimpiri-cinibiz: küçük yapılı,hareketli,yaramaz cincile:ekmeği ve yemeği yapılan mantar çeşidi civek: kıvılcım cizleme: cıvık hamurdan tavada yada sacda yapılan yağlı ekmek coge: minik,cüce coğüz: ceviz cöbü: çömlek curuk-cırık: 1.küçük,2.ezik ezilmiş
Ç çağıl: tarla ve bahçe kenarlarında harç kullanılmadan taşlarla örülen duvar çakıldak: su değirmenlerinde ayar çubuğu çakır: mavi gözlü çakmak : bir işten anlamak çalak:ırmak ve çay kenarlarında tarlaları su ve selden korumak için ağaç dallarından yapılan büyük ve sağlam set çalgu: çalgı çalguç: yetişkin uzun dişli domuz çalkama : tereyağı,pudra şekeri ile çırpılarak elde edilen macun çalmak: sütün yoğurt yapmak için mayalanması çalu çırpı: ince dal, ince odun çalu: ince dallı küçük ağaçlar çaluntu:yeni yapılmış taze yoğurt çandu-çatma: ağaçların çatılarak yapılmasıyla oluşan ev,samanlık çapaçul: dağınık,tertipsiz,düzensiz çapmak: koşmak çaput: kullanılamayacak kadar eski kumaş parçası çar : kadınların başlarını örtmekte kullandıkları büyük baş örtüsü çardak: ahşap binalarda salona verilen isim çatak- çatuk: 1. ağaçların dallarının birleştiği yer, 2. iki yolun birleştiği yer çatmak : Üzücü olaylarla karşılaşmak, uğramak çaylık: köylerde çamaşır yıkanan yer çecik: eklem yerleri çeç: buğdayın savrulduktan sonra taneli samanlı kalan kısmı çekerek gidilişi çekiş: kavga çemek-çömek: öğendirenin baş tarafına takılan yassı demirden yapılmış alet çençenleme: çok konuşma çentük: ağaç vb . şeylerde bıçakla açılan iz çepel: kirli ,karışık, yaramaz çepiç: yaşlı kısır keçi çıkı: azık ,bohça çıkım: ekin biçerken ,kendir çekerken tarlanın bir ucundan diğer ucuna biçerek yada çıkışmak: azarlamak çıkrık:ipliği masuraya sarmak için kullanılan masurayı takıp döndürmeye yarayan alet çımkı: küçük çubuk çıvgın:kamıştan yapılan ok benzeri oyuncak çile: 1.dert,huzursuzluk,2.yumak olmamış iplik bağı çimmek :yıkanmak çirpi:ağaç dallarının çok ince olan parçaları çiten: ahırda yeni doğmuş hayvanlar için ayrılmış bölüm çiyit: çekirdek çokmak: köpeğin havlaması çokratma: yemek çeşidi çoñ: hayvanlarda kuyruk sokumu çongal: birbirine bitişik çöğdümek: 1-ayakların yardımıyla basarak yada elle asılarak bir tarafa devirmek,2-ayakta işemek çöğmek: işemek çökelez: sincap çökmek: sütün bozulması çökü: evli kadınların başlarına taktıkları başlık çördük : yabani meyve çörek: fırın yada ocakta yapılan ekmek çörü: pasaklı çözgü:bez dokuma işliklerinde yapılan işlem çözme : el dokuması bez çufal: çuval çufalduz: çuvaldız çükündür: pancar çüş: at ve eşekleri durdurmak için söylenen söz
D daban: tarlayı düzlemekte kullanılan ağaçtan yapılmış araç dadak: bebek yiyeceği dağnamak: ayıplamak dakılmak:sataşmak dakım daklavat: bir işte kullanılması gereken araç gereçlerin tümü dakım: sigara ağızlığı dakım:sigara içmek için kullanılan ağızlık dakışmak: sataşmak,peşinden ayrılmamak dalapsamak: at ve eşeklerin çiftleşme arzusu içinde olma durumu dalaş: köpek kavgası dallamak: karıştırmak ,iyilerini ayırmak, seçmek dam: hayvan barınağı, ahır dangalak:kendini beğenmiş ,ukela dangırdamak: gelişi güzel ,bağırarak konuşmak daraba :1.tahtadan yapılmış çit, 2.köy evlerinde salondan dışarıya bakmak için kullanılan penceresiz yer,bakacak daş : taş davar: koyun ve keçiye verilen ad dayak: kağnı arabasının okunun birleştiği yere bağlanmış,arabayı ayakta tutmaya yarayan ağaç kazık debelenmek: tepinmek debertmek-debeşlemek: deşmek, karıştırmak,ellemek değirmi : yuvarlak değirmilik :başa örtülen eşarp veya yemeni değmen: değirmen deh: at ve eşekler için kullanılan hareket emri dek durmak: düzgün durmak dek gelmek: 1.uymak aynısı olmak,2.rastlamak,3.isabet etmek dekleştirmek: tamamlamak demin: biraz önce depestü: baş aşağı,tepe üstü depük-depmük: tekme depüklemek: tekmelemek deste:buğday ve arpa tırpanla biçildikten sonra küçük öbekler halinde bir araya getirilmesi destimen: mendil devdala: iri yarı kocaman devek: kabak,salatalık vb. bitkilerin kök ve gövdesi deyda: daha orada ,işte orda dıbırga: saçsız,kel dığdının dığdısı:uzaktan akraba dıkılmak: tıkılmak ,batmak dıkım: lokma dıkınmak: yiyecek atıştırmak dıkıvi: yiyiver dıkmak: yemek yemek dıncıkmak: içlenmek,duygulanmak,ağlamaklı olmak didi :söyledi,dedi didiklemek: çok ince parçalara ayırmak didişlemek: gelişi güzel karıştırmak didmek:1. tavuk, horoz vb. hayvanların gagalaması,ısırması 2. çok ince parçalara ayırmak dikelmek-dinelmek: karşı gelmek diñek:dik duran dingildemek: iki yana sallanma dink:buğdayı keşkek haline getirmek için kullanılan içi çukur büyük taş dirgen:uzun saplı çatal şeklinde daha çok ağaçtan yapılmış sap ve saman atmaya yarayan diri efe:çok güzel ,çok iyi dirlüksüz: geçimsiz,dirliksiz divan: aynı muhtarlığa bağlı mahalleler diyon : diyorum diyze-deyze: teyze dizlik: uzun paçalı don dogu: erkek hindi doğah:koşum hayvanlarını durdurmada kullanılan söz dokuma: uzun sırık yada sopayla ceviz vb. meyveleri ağaçtan düşürme dolak: çarıkların üzerine ayak bileklerinden dize kadar sarılan yünden dokuma dolama: bohça don : kilot dongra:vücut da birikmiş bulunan kir,daha çok el üzerinde olan kir,pas dölük-delük: delik döngel: muşmula da denilen yabani meyve döşek: yatak dumo-dumoğu: grip,nezle öksürük olma duş: siper,gizlenecek yer duta:meyveye zarar vermeden daldan elle toplamak düğe: 1.ineğin dişi yavrusu,2.yavrulamamış dişi sığır düğen: buğday ,arpa saplarını kırmak tanelerini ayırmak için düñürşü: damat ve gelinin ana ve babalarının akrabalık durumu dürü:1.düğün olmadan önce kız tarafının yakınlarına alınan hediyeler,2.düğüne davet ederken yakınlara verilen hediyeler düzen: bir iş için kullanılacak araç ve gereçlerin tümü, düzenek düzenbaz- düzenci: yalancı ,hilebaz düzme: uydurma
E ebişek: kanlıca mantarı ecir: sabır êcük: az, azıcık ecünnü : efe: güzel ,iyi eğirmek: ip bükmek eğlek-eğrek:hayvanların öğle vakti dinlendikleri su başları eğretü: eğreti,uydurma, gelişi güzel eğşi: ekşi,meyvelerden yapılan marmelat ehil:eş ,koca (köçekli ) ehlim: eşim ,kocam ekin :buğday,arpa gibi tahıllar için kullanılır ekleşmek:sataşmak ,musallat olmak elber:götür elet:götür eletmek: alıp götürmek ellik:eldiven elti: erkek kardeşlerin hanımları emi:he mi,tamam mı,anladın mı emme:ama emmi:amca encik:kedi yavrusu eñek :karasabanın elle tutulacak yeri enemek:erkek sığırların hayalarının sıkılması yada alınarak kısırlaştırılması enenmiş: kısırlaştırılmış engâre : angarya entari : kadın elbisesi enûk:köpek,köpek yavrusu erinmek:üşenmek erkeç: erkek keçi ersün-ersiren: ekmek hamurunu alma ,kesme aleti erük: erik essah: sahi,gerçek esvap: giyecek eşelek :meyvenin yendikten sonra arta kalan kısmı eşinmek:hayvanların ön ayakları ile toprağı eşmesi eşük:çukur,eşik etene : yavrulayan hayvandan düşen parça,et parçası evcümen:evine bağlı evir:çekilip kurutulmuş kendir çubuklarının deste haline getirildikten sonra yağmurdan korumak amacıyla dikine bir arada toplanması evlek:tarlayı ekime hazırlarken bölümlere ayırmak evmek:1.acele etmek,2.özenmek,fazla incelemek ,bir şeyin üzerinde ısrarla durmak evsoğuz :eğmek, bükmek eyin: elbise, üst baş eylenmek:1. dalga geçmek,2.beklemek eyleşmek:beklemek eyninde : üstünde başında elbise anlamında(eyninde göyneği yok) eyoğü: kaburga kemiği ezen: ezan
F fanfanlamak:elden ayaktan düşmek, ihtiyarlamak fehim :anlayış fehimli: anlayışlı fehümsüz:anlayışsız ferfene : kebap paylaştırma işi ferik:1.piliç,2.genç güzel ferk: sürülerek nadasa bırakılan tarla feslek:bezelye feşel:haşarı,yaramaz fır dolayı:çepeçevre fışkı :artık,pislik birikintisi fışlamak:1.yoğurdun bozulması ,ekşimesi 2.hamurun fazla kabarması filke:musluk,daha çok kovalara takılan musluk fina fes: süslü kadın başlığı fingirdek: hareketli,oynak,yerinde duramayan firaset: beceri,kabiliyet firasetlü: becerikli,kabiliyetli fistan :kadın elbisesi fişek: 1.yayık yayma aracı,2.tabanca ,tüfek mermisi fişirdek: fazla hareketli,olur olmaz yere burnunu sokan fol:yumurtalıkta bırakılan yumurta folluk:tavukların yumurtlama yeri G ga’le almak:önemsemek gabalak:geniş yapraklı,kabağa benzeyen bitki gabalayı:tahmini gadak: kardeş (köçekli yöresi) gafa kaadı: nüfus cüzdanı gağışdamak: sürtünmekten çıkan ses galafat: kağnı arabalarının üzerine konulan ot,buğday sapı vb. şeyleri taşımaya yarayan alet galag: 1. burun kemiği,2.şapkanın siperliği galan: artık galbur: kalbur galemşe –gılemşe:yabani kuşkonmazın yenilen sürgünü galender: kalender,iyi karakterli galle: patatesten yapılan bir yemek gama:1.bıçak,2.odun yarmak için kullanılan büyük ağaç çivi,3.ağaçlarda aşı yaparken gancık: dişi ganere: başı boş gezen sahipsiz köpek ganere: başı boş gezen sahipsiz köpek ganıksama: alışma ,kanıksama ganluca:mantar türü,kanlıca ganrılmak: yıkılıp devrilmek ganruk: 1.kırılmış ağaç dalı,2.kambur olan gap gara: simsiyah gapatma: metres gapcuk:1.mısır koçanının dış kabuğu,2.tüfek ve tabanca mermilerinin kovanları gapgaşuk: tabak ,kaşık gara:1. kara ,siyah,2.esmer garagavuk: yenilen yabani ot garaltu: hayal meyal görünen, karartı garasakız: çam sakızı garavana:büyük yemek kabı garık: kabak,salatalık vb. sebzelerin tohumlarının dikimi için hazırlanan yer gasben: kasdi,kasıtlı gasbenlik: inadına,kasden gasiyen: kusmak gasnak: kasnak gasu: ahırda buzağıların konuldukları yer gasuk: kasık, bacakların vücut la birleştiği yer gaşo :kaşağı gaşuk: kaşık gaşukluk: kaşıklık,kaşık konulan yer gaşuntu: kaşıntı gavi: sağlam, kavi gavralamak: kavralamak,sıkı tutmak gavruk: ateşte,yada güneşte yanmış, kavruk gavuç: fıtık olan kimselere verilen isim,lakap gavur kürkü: ateş yakılarak yapılan bahar kutlaması gavur: 1.düşman,2.müslüman olmayan yabancı milletler için kullanılır gavut: meyve kurusu ve tahılların öğütülmesinden meydana gelen un gavza: iç dünyası,ruh hali gayınna:kayınvalide gaykılmak: bir tarafa yatmak gaynamak: şaka ile karışık rahatsız etmek gaynata: kayınpeder gaypak: sözünde durmayan ,kaypak gayrı-gayrık: bundan sonra, bundan böyle gazel:mısır bitkisinin yaş veya kuru gövdesi geber: öl gebermek: ölmek gebre: hayvanların sırtını temizlemek için kullanılan kalın keçe gecene: tahtadan yapılmış, iki kişi ile yük taşıma aracı gelepceklü:hastalıklı,maraz gelebe: 1.sarılmış iplik,2.kuyu dolabı geme: kuyruksuz iri fare,sıçan geri yanki: arkadaki,geride kalan getü: getir gevmek :1-ağızda bir şey çiğnemek,2-biriyle dalga geçmek geyirmek: ağızdan gaz çıkarmak geyrek: kaburga geysi:çamaşır,elbise geysilik:çamaşırlık,çamaşır yıkama yeri gıcı:çam kozalağı gıdık: çene altı gıdırgıymuk: azar azar, küçük küçük gıldırdamak:tıkırdamak,gürültü yapmak gıldırtı:tıkırtı gürültü gılıbık: eşinin sözünden çıkmayan erkek gınnap: kındap,ince bükülmüş kendir ipi gırbo: kurbağa gırna: zayıf, çelimsiz gıruk: kırık gıt dutmak: az tutmak,teğet geçmek,değip geçmek gıt: eksik ,az,yetersiz,kıt gıtmür:cimri, kıtmir gıvıç: çamlık alandaki humuslu toprak gıyak:güzel gıygaşuk:yarı açık kalmış ,aralıklı gıyışayuk: yenilen yabani ot gıymak: acıma hissi,kıymak gıynak :parça ,kenar gızansak:çiftleşme arzusu duyan köpek gidişme: kaşıntı gine: yine girüntü: 1-başka yerden gelip yerleşen,2-iç güyo,iç güveyi gobel:1.yaramaz ,haylaz,2.annesi ,babası olmayan çocuk goca:1.koca,2.ihtiyar yetişkin gocunmak:alınmak goçak-goçmar: yenilebilir mantar türü gofur:kendini beğenmiş goğün yüzü: gök yüzü golük : eşek gopça : kopça, düğme goraf:1.kesilip istif edilmiş odun 2.istif edilmiş küme gotüme: götürme gov: kov,şikayet,laf taşıma govsak: hafif aralık govsek-gövsek: hayvanların çiftleşmeyi arzulaması goyu: torba yoğurdu gozalak: kozalak
|