SEVGİSİ

Mehmet Saim Sayan

Zımbılıh'dan ilçenin görünüşü harikaydı. Irmağın iki yakası da ilkbaharla birlikte yemyeşil olmuştu. İlçeye adım veren Taşköprü, bu yeşillikler denizinin ortasından akan Gökırmak'ın üzerinde yüzyıllara inat gururla duruyor.

"Kimler geldi, kimler geçti bu köprüden yıllardır. Kimleri kavuşturdu, kimleri ayırdı acaba?" dedim.

Kızım: "Bizi kavuşturdu ya siz ona bakın." dedi. 

Tam otuz yıl önce Taşköprü Ortaokulu'na öğretmen olarak atandığımda öyle sevinmiştim ki komşumuzun konuşması sevincime gölge düşürdü. "Sakın çocuğu oraya yollamayın. Orada her gün cinayet işlenirmiş. İnsanlar korkudan sokağa dahi zorlukla çıkarlarmış." Komşumuzun bu sözleri eve bir bomba gibi düşmüş, annem başlamıştı ağlamaya. Ailemi zorlukla İkna edip Taşköprü'ye geldim. İyi ki de gelmişim. O cennet diyarı, o cana yakın insanları burada tanıdım. En iyi dostlarımı burada edindim. Burada evlendim, Karım da benim gibi Taşköprü'de görev yapan bir öğretmendi. Kader bizi burada buluşturmuş ve nasipmiş ki Taşköprü'de evlenmiştik. En güzel yıllarımız burada geçti. Oğlumuz da Taşköprü'de dünyaya geldi. Taşköprü'den tayinimiz çıkıp ayrılırken geride hiçbir zaman unutmayacağımız dostlar ve her zaman hatırlayacağımız çok Özel hatıralar bırakıp gittik. Bu sebeple Taşköprü'yü hiçbir zaman unutmadık. Çocuklarımız daima Taşköprü ile ilgili hatıralarımızı dinleyerek büyüdüler. 

Emekli olunca yaptığımız gezinin ilk durağı da tabiî ki Taşköprü oldu. İşte Zımbıllı Tepesi'nden yıllar sonra Taş köprü'yü seyrederken yılların birikimi olan hasreti de gidermiş oluyorduk. 

Kızım: "Baba, Taşköprü'yle ilgili bir şiirin vardı. Onu bize okusana." dedi. Taşköprü'de çalıştığımız yıllarda ilçede Gökırmak adında bir mahalli gazete yayınlanırdı. Zaman zaman bu gazeteye yazılar, şiirler verirdim. İşte kızımın okumamı istediği şiir de Gökırmak'ta yayınlanmıştı:

"Girişinde taş bir köprü

Her şey i m sin can Taşköprü

İnsanları sevgi yüklü

Gelin görün Taşköprü'yü" diye başlayan şiirim yıllar önce "Aman çocuğu oraya yollamaym." diyen komşumuza bir cevaptı sanki. Karım, kızım, oğlum şiiri dinlerken Zımbılh'dan Taşköprü'yü ve Gökırmak'ı daha bir sevgiyle seyrediyorlardı. 

Hanım: "Ayşeleri bekletmeyelim. Biliyorsun öğlen kebaba davetliyiz. Sakın geç kalmayın, soğumadan sıcak sıcak yiyelim diye tembih ettiler, haydi yavaş yavaş gidelim." dedi. Ayşe, ortaokulda birlikte çalıştığımız Ahmet Bey'in eşiydi. Taşköprü'de çalıştığımız yıllarda onlarla çok samimi olmuştuk. Taşköprü'den ayrıldıktan sonra da kendileriyle irtibatımız hiçbir zaman kesilmedi. 

Oğlum: "Anne ne kebabı yiyeceğiz?" diye sordu. 

Hanım: Büryan kebabı yiyeceğiz. Bakın bu kebabı Taşköprü dışında bir yerde yiyemezsiniz. Kuyuda yapılan çok lezzetli bir yiyecek. Adeta aynen sarımsak gibi, kendir gibi bu ilçenin bir sembolü." dedi.

Kızım: "Anne, akşam yemeğe gideceğimiz Ali Amcalarla nereden tanışıyorsunuz?" diye sordu.

"Kızım, Ali ortaokulda öğrencimizdi. O şimdi Taşköprü üsesi'nde öğretmen. Okumayı seven, çok kabiliyetli bir çocuktu. Ben ve baban onun okuması için yardımcı olduk, teşvik ettik. Çok vefalı, çok terbiyeli bir insandır. Her bayram, her yılbaşı mutlaka tebrikini yazar, telefonunu eder." dedi.

Öğle yemeğini Ahmet Beylerde, akşam yemeğini de Ali Beylerde yedik. Her iki evde de öyle bir misafirperverlik görmüştük ki çocuklarımız şaşınp kaldılar. Geceleri Kendir Fabrikası'nın misafirhanesinde kalacaktık. Fabrikada mühendis olarak çalışan öğrencimiz Mustafa, bizi eşiyle birlikte danışmada karşıladı. Birlikte misafirhaneye gittik. İçeri girdiğimizde Mustafa: "Hocam bakalım burada bulunanları tanıyabilecek misiniz?" diye bizleri köşedeki kalabalık bir masaya götürdü. Herkes bizi görünce ayağa kalkmıştı. Mustafa, bize arkadaşlarını tek tek takdim etti: "Hayati, Celâl, Enver, Mahir." Hepsiyle kucaklaştık, ellerimizi öptüler. Eşim de ben de çok duygulanmıştık. Sohbetler, hatıralar geç saatlere kadar devam etti. Ertesi gün için bir program yapmışlardı. Birlikte pikniğe gidecektik.

Seğmenli piknik yerine oğlum ve kızım bayıldılar. Tabiat harikası bir yerdi. O kadar güzel zaman geçirdik ki akşam olduğunun farkına dahi varmadık. Dünkü o küçük yavrular büyümüş, kimi avukat, kimi doktor, kimi mühendis, kimi de iş adamı olmuşlar. Çok güzel evlilikler yapmışlardı. Pırıl pı-nl çocukları vardı. Onlarla gurur duyduk.

Taşköprü'de kaldığımız bir hafta boyunca adeta tanıdıklar tarafından paylaşılarnadık. Kısa kısa da olsa bütün tanıdıkları ziyaret edip gönüllerini almaya çalıştık. Ama yemeğe gi demediğimiz birçok insan bize gönül koydular. Şimdiye kadar böyle dostluklara, böyle misafirperverliklere alışık olmayan çocuklarımız, niçin bir türlü Taşköprü'yü unutmadığımızı anlamış oldular. 

Nihayet veda günü geldi çattı. Otomobilimiz Taşköprü'den ayrılırken hepimizde bir hüzün vardı. Eşimin gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Gayn ihtiyari dudaklarımdan Taşköprü şiirimin bir dörtlüğü döküldü: 

"Gelip geçti bunca insan

Görmediler yalan dolan

İyilikler geri kalan

Gelin görün Taşköprü'yü"

YAZARIN DİĞER ESERLERİ

 

 

               
               

Webmasterim.Com